Eş veya Sevgiliden Ayrılmak

Yas geri döndürülemeyecek bir kayıp karşısında verilebilecek en doğal tepkidir. Bu doğal tepkiye müdahale edilmemesi gerekir. Yas tepkileri depresyon semptomlarına çok benzediğinden kayıp yaşayan kişinin yas dönemi, çevresi tarafından sorun olarak görülebilir.

Yas süreci, zaman içinde yaşanan duygularda bir azalma olmadan devam ediyor ve durumu kabullenme gerçekleşmiyorsa, kaybın travmatik etki bıraktığı ortaya çıkar. Bu şekilde uzayan süreçler yas kapsamına girmez ve müdahale edilmesi gerekir.

Kişi yas tuttuğu zaman sosyal ortamı da bundan etkilenir. Haftalarca işyerinde devamsızlık yapabilir, arkadaşlarıyla bağlantısını koparabilir. Ancak zaman içinde bu durumda kademe kademe düzelme olması ve kişinin kayıptan önceki hayatındaki işlevselliğine dönmesi beklenir. Bu, kişinin kaybettiği insanı özlemeyeceği anlamına gelmez. Kaybedilen kişinin özlenmesi ve beraber yaşanan güzel anların zihinde canlanması son derece doğaldır. Sorun, kaybın ardından kaybedilen kişinin sürekli kayıp dönemindeki hali ile akla geldiği ve acı, aşırı üzüntü, çökkünlük gibi olumsuz duygu hallerinin azalmadan sürdüğü zaman ortaya çıkar. Yaşanan kayıptan 3-6 ay sonrasında kişinin bu halinde değişim olmuyor ya da daha şiddetli biçimde bu hali yaşıyorsa depresyondan şüphelenmek gerekir.

Yas Evreleri

Yas tutma biçimi, kişiden kişiye farklılık gösterir. Bu farklılık çoğunlukla kişilik yapısına bağlı olmakla birlikte; önceki yaşam deneyimleri, kaybedilen kişinin yas tutan kişi için anlamı, kaybın şekli, beklenip beklenmediği, kaybı yaşayan kişinin kayıptan önceki psikolojik durumu gibi unsurlar yas tutma sürecinin ne şekilde geçeceğini belirler.

1) Şok ve İnkar 

Kişi bu dönemde aşırı bir üzüntü çektiğinden dolayı kaybettiği kişinin ölümünü bir türlü kabullenmek istemez. Kişi bu dönemde aynı zamanda çok yalnız kalacağını düşünmek istemediğinden de bu ölümü kabullenmeme yoluna başvurabilir. Özellikle kaybedilen kişi çok yakın bir kişi ise, yas tutan kişi eskiden gelen alışkanlıklarından dolayı bu süreci kabullenemez ve kaybedilen kişi hayatta iken yaşananları tekrar edebilir. (Kaybedilen kişi için masada yer ayırma, ekstra bir tabak da onun için koyma, elbiselerini ütüleyip hazırlama, telefonuna mesajlar bırakma gibi). İnkar mutlaka davranış biçiminde görülmeyebilir; kaybettiği insanın ölmemiş olduğu ile ilgili istem dışı hayaller, düşünceler ya da çeşitli söylemler de inkar sürecinde görülen durumlardır.

2) Sıkıntı Huzursuzluk Hali ve Sosyal Geri Çekilme 

Kişi bu dönemde ölümü daha çok kabullenmiş bir haldedir. Fakat buna rağmen yaşam standartları çok düşüktür. Kişi işe gitmede büyük zorluk yaşayabilir, işe gidemeyebilir ya da gitse de rahat ve huzurlu olamaz ve işinde verimli olamaz. Arkadaşlarıyla iletişime geçmeyi reddeder, bazen en yakınıyla bile konuşmaktan çekinir. Kişi kendi öz bakımını bile aksatabilir, banyo yapmak istemeyebilir. Bu durumun uzaması, kişinin depresyona girme olasılığını oldukça arttırır.

3) Yeniden Yapılanma 

Kişi, 1. ve 2. evreyi olması gerektiği gibi atlatırsa ve 2. evreden belli bir süre sonra depresyona girmeden çıkarsa, kendiliğinden yaşama uyum sağlayacaktır. Eski hayatındaki rollerine geri dönebilecek, sosyal ilişkilerini yeniden kurabilecek ve iş ya da akademik hayatına devam edebilecektir.

Patolojik Yas Belirtileri  – Travmatik Yas

Yas süreci olması gerektiği şekilde ve sürede tamamlanmazsa psikolojik sorun oluşmuş demektir. Bu durumda kişide bazı belirtiler görülür:

  1. Bedensel Yakınmalar
  2. Ölene ait eşyalarla sürekli uğraşma
  3. Suçluluk duygusu (normal tutulan yasta suçluluk duygusu yaşanmaz, başlangıçta yaşansa bile sürmez)
  4. İntihar etme isteği (normal tutulan yasta bu istek görülmez)
  5. Öfkeli davranışlar 

Yas ve Depresyon Arasındaki Fark

Yas ve depresyon birçok yönden aynı etkileri ve belirtileri gösterir. İkisinde de kişi iştahını kaybeder, sürekli mutsuzdur ve uykusuzluk çeker. Yas normal bir süreçtir ve bir rahatsızlık olarak kabul edilmez. Yas ve depresyon arasındaki en büyük fark, yas sürecinde kişi depresyon belirtileri gösterse bile destek bulduğu zamanlarda bu etkilerde azalma gözlenmesi ve bu belirtilerin zaman içinde azalarak bir süre sonra da ortadan kalkmasıdır. Depresyonda ise zaman geçtikçe duygularda hiçbir değişiklik yaşanmaz. Yasta tetikleyici bir olay (sevilen kişinin kaybı) vardır ve bu olay sonucunda da normal bir şekilde kötü hissedilir. Depresyonda ise kaybedilen kişi ile ilgili yaşanıyor olan örseleyici duygular geçmediği gibi kötü hissetme hali yaşamın birçok yönüne yansır.

Yas İle İlgili Yanlış İnanışlar

Kaybedilen kişinin acısını görmezden gelmeye çalışmak ve yaşanması gereken üzüntü ve kederi itmek ve yaşamamaya çalışmak durumu daha da kötüleştirir. Bu sebeple kişi belli bir süre yasını yaşamalı ve içinde tutmamalıdır. “Ölenle ölünmez”, “Artık onu düşünme, o öldü”, “Çok kafana takıyorsun”, “Ağlayınca geri mi gelecek” gibi söylemler kayıp yaşayan kişinin yas sürecine girmesinin, bu süreci yaşamasının ve/veya bu süreci tamamlamasının önünde engel teşkil eden sorunlu çevresel yaklaşımlardır. Kaybedilen kişinin resimlerini kaldırmak, kayıpla ilgili konuşmamak gibi yanlış tutumlar da yas sürecinin sağlıklı bir şekilde yaşanmasını engeller. Bu tutumları kişinin kendisi de sergiliyor olabilir ya da çevresi tarafından bu şekilde yönlendirilebilir.

Ağlamak insana acı veren bir duruma ve üzüntüye verilen en doğal tepkidir. Bu dönemde ağlamamak kişinin yas tutmadığı anlamına gelmez, aksine yasını olması gerektiği gibi yaşayamadığının göstergesidir. Kaybedilen kişinin resimlerine bakmak ve onunla ilgili konuşmak yas sürecinde gerekli ve normal olan durumlardır.

Yas süresi kimse tarafından bilinemez, 1 ay, 1 yıl veya 2 yıl diye kesin bir rakam verilemez. Dışa vurulan tepkiler gibi yas tutma süresi de kişiden kişiye göre değişkenlik gösterir. Önemli olan hayatı ne derecede ve ne kadar yoğun bir şekilde etkilediği ve bu etkinin zaman içinde azalıp azalmadığıdır.

Eş ve Sevgiliden Ayrılma

“Bir daha asla başkasını sevemem”
“Kimse ile onunla olduğum gibi mutlu olamam”
“Onun gibisini bulamam”

Eş ya da sevgiliden ayrıldıktan sonra yaşanan süreç bir yakının kaybı sonrasında yaşanan sürece benzerdir. Kişi yas süreci yaşar ve zaman içinde duygusal olarak bazı aşamalardan geçer. Öncelikle olaylara inanamaz, şok ve şaşkınlık içindedir. Ardından öfke ve pazarlık evresi gelir. Öfke evresinde onun sevmediği yanları büyütür. Onun adının anılması bile kişiyi rahatsız eder. Ardından gelen pazarlık aşamasında “Keşke şöyle söylemeseydim, benden ayrılmaz mıydı?” gibi soruların, hesaplaşmaların yapıldığı aşamadır. Kavuşmanın imkansızlaştığını, kişinin anlamasıyla yokluk, boşluk duyguları hissetmeye başlar. Son evre ise, çözülme evresidir. Kişi, eşi ya da sevgilisi ile ilgili anıları hatırladığında bir burukluk hisseder, ancak yaşamına da devam eder. Bu şekilde yaşanan yas süreci normaldir ancak bu süreç uzar ve yaşanan duygusal aşamalardan birinde takılma olursa ayrılığın travmatik etkisi oluşmuş demektir ve psikolojik sorunlar ortaya çıkar.

Ayrılık Sürecini Travmatik Duruma Getiren Unsurlar Nelerdir?

Ayrılığın travmatik etkisinin boyutu belirli etkenlere bağlı olarak büyür.
-İlişkinin süresi
-İlişkinin nasıl sonlandırıldığı
-İlişkiye yapılan yatırım
-İlişkiden beklentiler
-Sevdiği halde, devam etmek istediği halde, terk edilmek
-Bir kişi nedeniyle terk edilmek (Öfkeyi arttırmaktadır. Kişi kendisini sürekli olarak o kişi ile karşılaştırabilir)
-Ayrılık nedenlerinin konuşulmaması
gibi etkenler ayrılık nedeniyle yaşanan yas sürecinin süresini ve normal bir yas sürecinden geçilip geçilmeyeceğini belirler. Çocukluk ve ergenlik döneminde yaşanmış travmatik ayrılıklar ve önceki ilişkilerde yaşanan travmatik olaylar ve ayrılık süreçleri ilişkilerde ayrılmaya ve reddedilmeye olan duyarlılığın ve ayrılık sonrası psikolojik sorun gelişiminin belirleyicisi olan başlıca nedenlerdir.

Ayrılık Sonrasında Yaşanan Süreçler

Normal yas sürecinin yaşanamaması durumunda en çok karşılaştığımız psikolojik sorunlar depresyon, panik atak gibi anksiyete bozukluğu türleri ve alkol ve madde kötüye kullanımıdır. Kişinin ayrıldığı kişi ile karşılaşması, ona ulaşması ayrılık acısını daha da fazlalaştırabilir. Bu sorunlar eşliğinde umutsuzluk, hayal kırıklığı, öfke, suçluluk gibi birçok duygu yoğun bir şekilde kendini gösterir. Takıntılı aşk olarak bilinen ruh hali ayrılık sonrası oluşan psikolojik sorunların en yoğun yaşandığı durumdur.

Bazı kişiler ise, ayrılık acısını azaltmak için hemen yeni bir ilişkiye başlayabilirler. Bu durum yaşanması gereken yas sürecini engellediği için olumsuz duygu birikimi oluşur ve ileriki dönemde bu birikim mutlaka çeşitli psikolojik sıkıntılar şeklinde yüzeye çıkacaktır. Ayrılığın yasının tutulması önemlidir. Geçmiş ilişkinin bitmesi nedeniyle oluşan olumsuz duyguların doğal yas sürecinde işlenmesi başlanacak yeni ilişkinin sağlıklı yaşanması için ön koşuldur.

Ayrılık ve Psikoterapi

Ayrılık sonrasında kişi yas sürecinin aşamalarını sağlıklı olarak geçemediyse, ayrıldığı kişinin akla gelme sıklığı ve akla geldiğinde yaşanan rahatsızlığın seviyesi azalmıyorsa, yeni bir ilişki kurmaktan belirgin bir şekilde kaçınılıyorsa, bir psikolojik sorun oluştuysa ve ayrılık sonrasında günlük hayatın sürdürmesinde sürekli bir zorlanma varsa profesyonel bir yardım almalıdır. Ayrılık sonrası yaşanan ve zaman içinde geçmeyen sorunların temel iki kaynağı olan erken dönem ayrılık travmaları ve ilişki sürecinde ve ayrılık döneminde yaşanmış olan travmatik deneyimler psikoterapide çalışılır. Psikoterapi süresince kişinin yaşadığı sıkıntılar kademe kademe azalır, kişi hayatını ayrılık acısından bağımsız yaşamaya ve yeni bir ilişkiye kendini hazır hissetmeye başlar. EMDR, diğer bir çok psikolojik sorunda olduğu gibi psikoterapide ayrılık sorunlarının son derece etkili ve hızlı bir biçimde çözülmesini sağlayan  bir yöntemdir.

 

Kaynak: http://www.adnancoban.com.tr/kayiplar_ve_yas.html